24.8.09

Yaz Rüyasından Uyanmak. (:



Boş ve dolu tempo arasında gidip gelmek, en zor şeylerden herhalde.


Tatilin bittiğini hissetmek, Ağustos'un son günlerinde sıkıntıdan dem vurmaksa bir klişe...


Herkes yapıyor bunu, okul açılacak, sabahlanılacak geceler bitecek, atılan kitapların bir üst versiyonları gelecek, öğrenci temposuna geri dönülecek diye...


Haklıyız.


Çoğu zaman boşluk ve fazlasıyla aynı giden şeyler asabımızı bozarken, hareket ararız.


Hareketlendiğimizdeyse durulmak, biraz dinlenmek...


Peki bunun ne zaman bir finali olacak?


Öldüğümüzde mi?


Ölüm...


Bir kurtuluş mu, bir bekleyiş mi, yoksa bir yok oluş mu?


İşte boş anlardan biri... Düşünmek için bolca vakit var.


Bunu, 'Ne yesem?', 'Ne dinlesem?', 'Ne okusam?', 'Ne izlesem?' olarak da değerlendirebilirsin tabii; ama on beş yaşındaysan ve hayatın ne olduğunu anlamaktan bile korkuyorsan, korkularının üzerine gittikçe gidersin.


Tatilde bile...


Gelecek kaygısı dedikleri, denizde delice yorulduğun bir günün ardından bile peşinden gelebilir.


Ölüm korkusu olarak hissettiğin, mutlu bir gezinin ardından ensene vurabilir.


Peki, sen bunlardan kurtulmak için ne yapmalısın?


Kaçmalı mı?


Hayır.


Yaşamalısın...


Tam da o, içindeki zıt adamla yaşamalısın...


Tezatlarının ucuna gidip, her şeyini keşfetmelisin...


Bunun için vaktin, hiç düşünmediğin kadar bol...


İnançlar, seni ürkütmemeli.


Var olmaktan bile zevk almalısın.


İşte, bir yaz akşamı hülyası...


Yeniden puslu düşünceler...


Ama hayat, böyle güzel.